Gönderen Konu: ÖMERNASUHİ BİLMEN İDDET KONUSU  (Okunma sayısı 564 defa)

Çevrimdışı beytulharran

  • Kahraman Üye
  • ****
  • İleti: 1442
  • Kaç Dua Aldı : 31
ÖMERNASUHİ BİLMEN İDDET KONUSU
« : 30 Temmuz 2015, 15:20:04 »
İslam Hukukunda İddet
163
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
I. İddet Kavramı ve İddetin Meşruiyeti
A. İddetin Tanımı
İddet, Arapça bir kelime olup sözlük manası itibariyle “bir şeyi saymak, sa

yılan bir şeyin miktarı, limiti ve az olsun çok olsun topluluk” manalarına gelir.
Müfred bir kelime olan iddetin çoğulu “ided” şeklindedir.
1
Kadın, kocasının kendisini boşaması veya onun ölümünden dolayı kur’ (adet
veya adetten temizlenme) günlerini veya hamilelik günlerini ya da dört ay on gün
şeklinde kendisi için belirlenmiş müddetleri bekleyip saydığı için bu bekleme
müddetine saymak manasındaki iddet adı verilmiştir.
2
Kelimenin fıkıh ıstılahındaki manasına bakıldığında mezheplerin farklı ta

nımlar yaptıkları görülür. Hanefilere ait olan şu tanım, iddet olgusunun belli başlı
unsurlarını veciz bir şekilde bir araya topladığından, daha isabetli görünmektedir:
İddet, nikâhın ortadan kalkmasından sonra kadının beklemekle yükümlü olduğu
belli bir süredir.
3
Daha kapsamlı bir tanım yapan Ömer Nasuhi Bilmen ise, “İddet; vefat veya
mufarekatten sonra baki kalan nikâh asarının inkızası için şer’an muayyen olan bir
ecel (bir müddet) demektir ki bu müddet nihayet bulmadıkça zevc veya zevce baş

kasıyla ve bazı ahvalde birbiriyle tekrar evlenemezler.”
4
 şeklinde tanımlamaktadır.
Bu tanım “vefat veya mufarekatten sonra” ifadesiyle iddetin, kocanın ölümü veya
karısından hukuken ayrılması durumunda başlayacağını; “baki kalan nikâh asa

rının inkızası için” ifadesiyle iddetin birtakım hikmetleri olduğunu; “şer’an mu

ayyen olan bir müddet” ifadesiyle iddet sürelerinin şari’ tarafından tayin edilmiş
olduğunu; “bu müddet nihayet bulmadıkça zevc veya zevce başkasıyla ve bazı ah

valde birbiriyle tekrar evlenemezler” ifadesiyle de iddet süresi içerisindeyken iddet
bekleyen kişinin evlenemeyeceğini, bunun iddetin en önemli sonucu olduğuna
vurgu yapmaktadır. İslam hukuk literatüründe iddet bekleyen kadına mu’tedde,
iddet bekleme ameliyesine de i’tidad adı verilir.
5
İddet beklemek, cahiliye döneminde bilinen ve hemen hemen hiç terk edil

meyen bir şeydi.
6
 Ancak çoğu şeyde olduğu gibi iddette de yanlış uygulamalar
vardı.
İslam Hukukunda İddet


 Kocanın vefatından sonra, kadının kocasına karşı duyduğu üzüntü ve ke
-
derini izhar etmesi. Bununla kadın açısından; vefat eden kocanın kendisi için bir
nimet olduğunu itiraf etme, onun hatırasına bağlılık ve vefasını ispatlaması amaç
-
lanmıştır.
17
4.
 Boşanmada, eğer evliliği yürütebileceklerine inanıyorlarsa, her iki tarafın
yeniden evlilik hayatına dönmelerine fırsat verme. Bu, ric’i boşamalarda söz ko
-
nusu olan bir hikmettir.
18
5.
 Boşanıp tekrar evlenmeyi güçleştirerek aile bağını korumak ve suistimalleri
önlemek.

6.
 Kadının, ayrıldığı kocasının ve bunların akrabalarının eski durumdan yeni
duruma doğru uyum süreci geçirmeleri.

D. İddetin Teabbudî Hükümlerden Oluşu
Dini hükümlerden bir kısmında akıl, onların gerekçelerini anlayabilir. Mesela
içkinin haram oluşu böyledir. Akıl, içkinin sarhoşluk verici özelliği sebebiyle ya

saklandığını kavrayabilir. Bu tür hükümlere “makulu’l-ma’na” adı verilir. Ancak
bir kısmının da illeti (gerekçesi) akılla tespit edilememektedir. Bunlar için ancak
çok genel olarak bazı hikmetler belirlenebilir, illetini tayin etmek mümkün değil

dir. Güneşin batışı ile akşam namazını kılmanın vacip olması, mestin altına değil
de üstüne mesh yapılması gibi. Bu tür hükümlere de “teabbudî” adı verilir.

 İddet
de böyle teabbudî hükümlerdendir.

İddetin, âlimlerin tespit ettikleri hikmetleri yukarıda zikredilmekle beraber;
bunların belki de en önemlisi kadının hamile olup olmadığının bilinmesidir. An
-
cak onun sadece bu amaçla sınırlandırılması doğru değildir. Dolayısıyla bugün
kadının hamile olup olmadığının tıbbi raporlarla kesin olarak anlaşılabildiği ileri
sürülerek, iddet beklemeye artık gerek kalmadığı söylenemez.

 Zira bu bir hik

mettir; illet değildir. Medeni hukukta ise boşanan kadın hamile olmadığını ispat
ettiğinde hiç iddet beklemeden evlenebilmektedir. Medeni kanunun 132. mad
-
desinde şöyle denmektedir: “Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının an



laşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbirleriyle evlenmek istemeleri
hallerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.”
24
 Oysa İslam hukukunda hükümler hik
-
met üzerine değil, varsa illet üzerine bina edilir. Bunu çeşitli açılardan aşağıda
açıklamaya çalışacağız:
1.
 Bir vasfın illet olmasının şartlarından biri de onun munzabıt olmasıdır.
Yani kişiden kişiye, durumdan duruma açık farklılıklar göstermeyen belirli, istik
-
rarlı bir vasıf olmalıdır.
25
 Buna göre hamileliğin tespiti illet olamaz. Eğer illet bu
olsaydı boşanan, kocası ölen ve hamile olan kadınların iddet süreleri farklı olmaz
-
dı. Oysa boşanan kadınlara üç kur’ (hayız veya temizlik) dönemi, kocası ölenlere
de dört ay on gün iddet beklemeleri emredilmiştir.
2.
 Bir vasfın illet oluşu ya Kitap ve sünnet nasları veya icmadan ya da illet
ile hüküm arasındaki münasebeti (uygunluğu) araştırarak anlaşılır.
26
 İddetin il
-
letinin, hamileliğin tespiti olduğuna dair ne naslarda açıkça veya ima yoluyla bir
ifade ne de icma vardır. Ayrıca bu illet hükme münasip de değildir. Sözgelimi vefat
iddeti bağlamında düşünecek olursak; bir kadın kocasının vefatının hemen ardın
-
dan hamile olmadığını tıbbi verilerle ispat eder de evlenirse, kocasının hatırasına
ve yakınlarına saygı ve yas gibi bir hikmete uygun hareket etmemiş olur. Bilindiği
gibi vefat iddetinin önemli bir hikmeti kocaya yas tutmaktır. Burada illet hikmete
münasip düşmemektedir.
3.
Yaşı ilerlediği için ay hali kesilen yaşlı kadınlar ve henüz ay hali görmeyen
küçük kızların hamile kalmaları ya imkânsızdır ya da bunun gerçekleşmesi çok
nadirdir. Hamile kalmaları imkânsız olan kadınlara iddet beklemelerini emretmek
abestir. Buna rağmen şari’ bunlara da iddet beklemelerini emretmiştir.
4.
 Sahih bir nikâh akdinden sonra henüz zifaf gerçekleşmemiş olsa bile ko
-
canın vefatıyla iddet beklemek, ileride işleneceği gibi, ittifakla vacip olmaktadır.
Hâlbuki bu kadının hamile olmadığını kesin olarak bilmekteyiz.
5.
 Eğer iddetin illeti hamileliğin tespiti olsaydı, boşanan kadınlara sadece bir
ay hali görmeleri emredilirdi. Zira bir tek ay halinin görülmesiyle hamileliğin ol
-
madığı anlaşılır. Buna rağmen ay hali görenlerin üç kur’ (adet veya temizlik) dö
-
nemi iddet beklemeleri emredilmiştir.
6.
 Ay hali görmeyen kadınların boşanma iddetlerini bildiren ayette “
eğer şüp
-
he ederseniz
”
27
 ifadesi iddetin illetinin bilinemeyeceğine bir işarettir. Çünkü illet,
hamileliğin tespiti olsaydı ay hali görmeyen kadınların iddeti hususunda bizce bir
şüphe kalmazdı. Ama âyette üç aylık bir iddet emredilmektedir. Şu halde “eğer
şüphe ederseniz” demek, “Siz bu kadınların iddetini bilemezsiniz; bilemediğiniz

 Yani şu zikredilen iddet hakkındaki hükümler, amel etmeniz için
Allah’ın size indirdiği emirleri ve hükümleridir.
30
 Bu ayet açıkça iddetin Allah’ın
bir emri olduğunu ifade ediyor.
E. İddeti Doğuran Nedenler
İddeti gerektiren sebeplerden kasıt, iddet vecibesinin meydana gelmesini ge
-
rektiren etkenler ve durumlardır. Bu durumlar mevcut olduğu takdirde, iddet ar
-
tık dinen ve hukuken yerine getirilmesi gerekli bir görev olmuş olur. Bunlar şöyle
tespit edilmiştir:
1.
 Sahih evlilikte zifaf veya sahih halvet; fasit evlilikte zifaf. Evlilik sahih veya
fasit olsun; zifafın gerçekleşmesi şartıyla, ayrılmayla birlikte iddet gerekir.
31
 Şâfiîler
dışındaki cumhura göre sahih bir evlilikte sadece halvetin gerçekleşmesi ile de ay
-
rılma sonunda iddet gerekir. İmâm Şâfiî yeni görüşünde kendisiyle halvet olunan
kadına iddet gerekmeyeceğini söyler.
32
 İmam Şafii’nin delili şu ayetin mutlak ifa
-
desidir: “
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan
(cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin saya
-
cağınız bir iddet hakkınız yoktur.
”
33
 Buna göre Allah, zifaftan önceki boşamalarda
iddeti vacip kılmamıştır. Halvet ise zifaf değildir. Dolayısıyla halvetle iddet gerek
-
mez. Mâlikîler, Hanefîler ve Hanbelîlerden oluşan cumhura göre ise halvet zifaf
gibidir; iddeti gerektirir.
34
2.
 Şüphe ile birleşme. Bu durumda da ayrılma gerçekleşince iddet gerekli olur.
Çünkü aynı sahih evlilikteki gibi bu da hamilelik sebebidir.
35
 3.
 Kocanın vefatı. Sahih bir evlilikte zifaf gerçekleşmese bile kocanın vefatıyla
iddet gerekir.
36
4.
 Zina. Mâlikî ve Hanbelîlere göre iddet konusunda zina edilen kadın, şüp
-
heyle birleşilen kadın gibidir.
37
 Şâfiî ve Hanefîlere göre ise böyle birine iddet ge
-
rekmez. Çünkü iddet nesebi korumak içindir. Oysa nesep zina eden erkeğe ilhak
edilmez.

32
Şâfiî,
el-Ümm
, (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1993), V, s. 311; Nevevî,
el-Mecmû‘
, XIX, s. 393.
33
Ahzab, 33/49.
34
Kâsânî,
Bedâi‘u’s-sanâi
, IV, s. 416; Nevevî,
el-Mecmû‘
, XIX, s. 394.
35
Kâsânî,
Bedâi‘u’s-sanâi
 IV, s. 417; Nevevî,
el-Mecmû‘
, XIX, s. 432.
36
Kâsânî,
Bedâi‘u’s-sanâi
, IV, s. 419.
37
İbn Kudâme,
el-Kâfî
, V, s. 19.
38
Kâsânî,
Bedâi‘u’s-sanâi
, IV, s. 417; Nevevî,
el-Mecmû‘
, XIX, s. 432.
İslam Hukukunda İddet
168
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
II. İddetin çeşitleri
İddet çeşitleri ve süreleri; meydana geliş sebeplerine, kadınların değişik du
-
rumlarına göre farklılık arz eder. İslam hukuku, kadınların değişik durumlarına
göre farklı iddet müddetleri belirlemiştir. Medeni hukukta ise hamile kadınların
iddeti doğumla sınırlanmış; bunun dışında her türlü durumdaki kadınlar için üç
yüz günlük bir iddet süresi belirlenmiştir. 132. madde şöyle demektedir: “Evlilik
sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe
evlenemez. Doğurmakla süre biter.”
39
Bir erkek, boşadığı karısı sebebiyle muvakkaten kendisine haram olan bir baş
-
ka kadınla hemen evlenemez. Mesela boşadığı karısıyla aynı anda evli bulunması
caiz olmayacak kadar yakın olan kız kardeşi, teyzesi gibi bir kadınla evlenmesi
mümkün değildir. Bu, ancak boşadığı karısının iddetinin bitmesinden sonra ola
-
bilir.
40
 Bu ve benzeri durumlarda erkeğin, karısının iddeti kadar bir süre beklemek
zorunda olmasına bazen “erkeğin iddeti” denmiştir. Ancak buna ıstılahî manada
iddet denemez.
41
 Bu tür beklemeler, aslında birer geçici evlenme engelidir.
İslam hukuku kaynaklarında iddet çeşitleri genelde kur’larla, aylarla ve hami
-
leliğin sona ermesiyle iddet diye üçe ayrılmıştır. Bu çalışmada daha sistematik bir
taksim yapılacaktır. Buna göre önce meydana geliş sebeplerine göre iddet, ayrılık
iddeti ve vefat iddeti diye iki kısma ayrılacak, ardından bunların da çeşitleri alt
başlıklarda sıralanacaktır.
A. Ayrılık İddeti
Hayattayken ayrılma; talak, fesih veya tefrik yollarından hangisiyle meydana
gelirse gelsin iddet gerekir.
42
 Daha kapsamlı bir ifade olduğu için bu duruma “ay
-
rılık iddeti” demeyi uygun gördük. Ayrılıktan önce evlilikte zifafın gerçekleşmiş
olup olmaması iddete doğrudan etki ettiğinden, ayrılmış kadına öncelikle bu zavi
-
yeden bakılmalıdır. Burada iki durum söz konusudur.
1. Evliliği Fiilen Başlamamış Olan Kadının İddeti
Koca hayatta iken eşler arasındaki ayrılık gerek talak gerek fesih veya tefrik
şekillerinde gerçekleşmiş olsun; fasid nikâhta zifaf, sahih nikâhta zifaf veya halvet
gerçekleşmemişse böyle bir kadına iddet beklemek gerekmez.
43
 Bunun delili şu
ayettir: “
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan
(cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayaca
-
ğınız bir iddet hakkınız yoktur.
”
44
39
TMK, mad. 132; Kaçak,
Yeni İçtihatlarlaTürk Medeni Kanunu
, I, s. 546.
40
Abdulvehhab Hallâf,
Ahkâmu’l-ahvâli’ş-şahsiyye ,
(Kuveyt: Daru’l-Kalem, 1990),
s. 167.
41
Şelebî,
Ahkâmu’l-usra fî’l-İslâm,
(Beyrut: Daru’n-Nehdati’l-Arabiyye, 1977), s. 627-628.
42
İbn Kudâme,
el-Muğnî
, VII, s. 300.
43
İbn Rüşd,
Bidâyetu’l-müctehid ve nihâyetu’l-muktesıd
, (Beyrut: Daru’l-Fikr, tsz.), II, s. 66.
44
Ahzab, 33/49.
İslam Hukukunda İddet
169
Şırnak Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
Dergisi
2. Evliliği Fiilen Başlamış Olan Kadının İddeti
Evlilik içerisinde cinsel ilişki yaşamış ve sonra da kocasından hukuken ayrıl
-
mış olan kadının iddet beklemesi zorunludur. Bu durumda hamilelik söz konusu
olabileceği için kadının iddeti iki ayrı şekilde belirlenir.
a) Hamile Olan Kadının İddeti
Kocasından hamile olarak ayrılan kadının iddeti, ancak hamileliğin sona er
-
mesiyle (vaz’-ı haml) sona erer.
45
 Zira hamileliğin sona ermesi rahmin temiz oldu
-
ğuna kesin delildir. Bu konudaki delil şu ayettir: “
Hamile olanların bekleme süresi
ise, hamileliğin sona ermesiyle sona erer.
”
46
b) Hamile Olmayan Kadının İddeti
Kocasından ayrıldığı zaman hamile olduğu belli olmayan bir kadının iddeti,
hayız görme ve hayızdan kesilme durumlarına göre ayrı ayrı belirlenir.
a. Ay Hali Gören Kadının İddeti
Kocasından ayrılan kadın, hamile değilse ve normal olarak ay hali görüyorsa,
bunun iddeti tabii ve biyolojik bir olay olan ay haline veya temizlik haline bağ
-
lanmıştır. Böyle bir kadın iddet olarak ittifakla üç kur’ süresince bekler.
47
 Delil şu
ayettir: “
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müd
-
deti) beklerler.
”
48
Ayette geçen kur’ kelimesine verilen farklı iki mana, önemli iki farklı
içtihadî sonucu ortaya çıkarmıştır. Hanefî ve Hanbelîlere göre kur’, ay hali; Şâfiî
ve Mâlikîlere göre ise tuhr (iki ay hali arasındaki temizlik) dönemini ifade eder.
49
Buna göre Hanefî ve Hanbelîlerde kocasından ayrılmış ve ay hali gören kadının
iddeti tam üç hayzın geçmesine bağlıdır; üçüncü hayzın sona ermesiyle biter. Şâfiî
ve Mâlikîlere göre ise böyle bir kadının iddeti üç temizlik süresidir; iddet üçüncü
hayzın başlamasıyla biter.
50
b. Ay Hali Görmeyen Kadının İddeti
Kocasından ayrılan kadın, ay hali görmeyenlerden ise ittifakla üç kur’a bedel
olarak üç ay iddet bekler.
51
 Delil şu ayettir: “
Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olan
-

larla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi
üç aydır.
”
52
Ay hali görmeyen kadınlar, üç sınıftır:
a)
 Ergenlik çağına gelmemiş küçükler,
b)
Yaşlılığı sebebiyle ay hali kesilen (ayise) kadınlar,
c)
 Yaşça buluğ çağını aştığı halde hiçbir şekilde ay hali görmeyen kadınlar da
önceki iki sınıfa dâhil edilmiştir.
53
Mezhepler arasında önemli görüş ayrılıklarına sahne olan bazı özel durum
-
lardaki kadınları, şu başlıklar altında inceleyebiliriz.
1. Bilinmeyen Bir Sebeple Ay Hali Kesilen Kadınların İddeti
Ay hali görme döneminde olup da ay hali görmeye başlamış olduğu halde
gebelik, süt emzirme, hastalık gibi bir sebebe bağlı olmaksızın sebebi bilinmeyen
bir arızadan dolayı uzun bir müddet ay hali görmeyen kadınlara “mumteddetu’t-
tuhr” adı verilir.
54
 Böyle olan kadınların iddetinde büyük ihtilaf vardır.
Hanefî ve Şâfiîlerin yeni görüşlerine göre bunlar, Talak 65/4 ayetindeki “adet
-
ten kesilmiş olanlar” deyiminin kapsamına girmezler. Ayetteki zâhir mana bunu
gerektirir. Dolayısıyla bu kadınlar ya tekrar ay hali oluncaya ya da olmazsa ay ha
-
linden kesilme yaşına kadar bekleyecektir. Bundan sonra da bilinen üç aylık id
-
deti bekler.
55
 Bu hükmün uygulanması büyük zorluklar içerir. Zira ihtiyata dayalı
bu hüküm, hem boşandıkları halde karısına iddet nafakası ödemeye devam eden
koca hem de ne evli ne de bekâr sayılan kadın için son derece mahzurlu ve me
-
şakkatlidir.
56
Mâlikîler, Hanbelîler ve Şâfiîlerin eski görüşlerine göre bunların iddeti bir yıl
-
dır. Bunun dokuz ayını hamile olmadığını bilmek için beklerler. Dokuz ay sonun
-
da hamile olmadığı ortaya çıkınca, ay halinden temelli kesilmiş olanların iddeti
olan üç aylık bir süre daha beklerler.
57
Boşanmış ve böyle temizliği uzayıp giden bir kadının bu hali anormal bir du
-
rumdur. Çünkü kadınlar için normal olan ay hali olmalarıdır. Öyleyse bu durum
-
daki bir kadının yapması gereken en doğru şey, tedavi olması ve normal haline
kavuşup üç kur’ ile iddet beklemesidir. Eğer tedavisi mümkün olmaz ve kadının
bu halinin sürekli devam edeceği uzman doktorlar tarafından kesin ya da zann-ı
galiple tespit edilirse ve kadının hamile olmadığı da sabit ise, bir sene gibi uzun sa
-
52
Talak, 65/4.

yılabilecek bir süreyi beklemese gerektir. Bu durumda ay halinden kesilmiş kadın
-
lar gibi boşanmadan itibaren yalnızca üç ay iddet beklemesi yeterli olur diyebiliriz.
2. Bilinen Bir Sebeple Ay Hali Kesilen Kadınların İddeti
Hastalık veya çocuk emzirme gibi bir sebepten dolayı adetten kesilen kadının
iddetine gelince; Hanefîler ve Şâfiîlere göre kadın bir kez dahi ay hali görmüşse,
ay hali görenlerden sayılır. Emzirme veya hastalığın sona ermesinden sonra üç
kur’ görmedikçe iddeti tamamlanmaz. Öyle ki ay hali kesilirse, ay halinden temelli
kesilme yaşına vardıktan sonra üç aylık iddeti bekler.
58
 Mâlikîlere göre de bu kadın
ay hali görenlerdendir. Dolayısıyla iddeti emzirme veya hastalıktan sonra göreceği
üç kur’la tamamlanır. Ancak bir yıl tamamlanıncaya kadar ay hali görmezse bu on
iki aylık süreyle iddeti bitmiş olur.
59
 Hanbelîlerin biri Hanefî ve Şâfiîlerle, diğeri ise
Mâlikîlerle muvafık oldukları iki farklı görüşü vardır.
60
Hanefî ve Şâfiîlerin görüşü, özellikle ay halinin uzaması durumunda kadına
bir meşakkat yükleyebilir. Bu yüzden bilinen bir sebeple ay halinin bir seneden
daha fazla uzaması halinde kadına iddet bekletmenin bir anlamı olmasa gerektir.
Dolayısıyla Mâlikîlerin görüşü kolaylığı sağladığından daha isabetli görünmekte
-
dir.
3. Mustehazanın İddeti
İstihaza, kadınlardan bir hastalık sebebiyle zuhur eden ve rahimden başka
bir yerden gelip aybaşı veya lohusalık süresi dışındaki zamanlarda, cinsel organ
yoluyla dışarı akan bir kandır. Kendisinden böyle bir kan gelen kadına mustehaza
denilir.
61
Hanefîlere göre mustehaza olan kadın ay hali günlerini biliyor ya da ayırt
edebiliyorsa onu esas alır. Eğer fark göremiyorsa üç aybaşı olan iddetini yedi ay
bekleyerek tamamlar. Şöyle ki bunun temizliği iki ay kabul edilir; böylece üç te
-
mizlik süresi altı ay olur. Üç ay hali de onar gün olarak kabul edildiğinden bir ay
olur. Böylece toplam yedi aydır. Hanefî mezhebinde böyle birisinin iddetinin üç ay
olduğu da söylenmiştir.
62
 Hanbelîlerle Şâfiîlere göre kadının belirli bir âdeti varsa
veya ay halini ayırt edebiliyorsa sağlık halindeki âdetine göre günlerini hesapla
-
yacaktır. Değilse üç ay bekleyecektir.
63
 Mâlikilere ve Hanbelîlerden ikinci rivayete
göre ise ayırt edebilen kadın kur’larla iddet bekler. Ayırt edemiyorsa bir sene iddet
bekler.
64


B. Vefat İddeti
Kocasının vefatı sebebiyle evliliği sona eren kadınların iddet süreleri şu baş
-
lıklar altında değerlendirilebilir.
1. Hamile Olmayan Kadının İddeti
Hamile olmayan bir kadının, kocası vefat ederse bekleyeceği iddet dört ay
on gündür. Evlilik içerisinde kadınla zifafın gerçekleşmiş olup olmaması, kadının
ay hali görenlerden veya ay halinden kesilenlerden olması, yaşça büyük veya kü
-
çük olması arasında fark yoktur. Bu hükümde görüş birliği (icma) vardır.
65
 Zira
bu hükmün delili şu ayetin sarih ifadesidir: “
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları
eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler.
”
66
 Konuyla alakalı olarak
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “
Allah’a ve ahiret gününe inanan hiçbir kadına,
herhangi bir ölen için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Kocası bundan
müstesnadır; onun için dört ay on gün (yas tutar).
”
67
2. Hamile Olan Kadının İddeti
Hamileyken kocası ölen kadının iddeti tartışma konusu olmuş, zâhiren çelişir
gibi görünen iki ayet üzerinde yapılan içtihat sonucu farklı görüşler ortaya çıkmış
-
tır. Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas’a göre bu kadının iddeti, hamileliğin sona ermesi
ya da dört ay on gün şeklinde belirlenen iki süreden daha uzun olanıdır. Hz. Ali ve
İbn Abbas “
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay
on gün (iddet) beklerler
”
68
 ve “
Hamile olanların bekleme süresi ise, hamileliğin sona
ermesiyle sona erer.
”
69
 ayetlerinin hükmünü birleştirmişlerdir. Mâlikî mezhebin
-
deki iki görüşten biri de bu yönde olup Sahnûn bunu tercih etmiştir.
70
 Abdullah b.
Mesud, Hz. Ömer, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Ömer, Ebû Hureyre ve dört mezhep
imamından oluşan çoğunluğa göre çocuğunu doğurmasıdır. Bunlara göre hamile
-
lik iddetini bildiren ayet, kocası ölen kadınların iddetini bildiren ayetin umumunu
tahsis etmiştir.
71
3. Kocası Mefkûd Olan Kadının İddeti
Mefkud; yeri, sağ ya da ölü olduğu bilinmeyen kimse için kullanılan bir terim
-
dir.
72
 Mefkud olan bir kişi belirli bir süre geçtikten sonra hükmen vefat etmiş kabul

B. İddetin Sona Ermesi
İddetin sona ermesi ya söz ya da fiille bilinir. Söz, kur’ ile iddet bekleyen ka
-
dının benzer kadınlarda iddetin bitmesinin mümkün olduğu bir sürede iddetinin
bittiğini bildirmesidir. Aylarla veya vefattan dolayı iddet beklemede, süreler net
olduğu için iddetin bitimi hususunda herhangi bir tartışma söz konusu olmaz.
Ancak kadın, ay hali görenlerden ise ve ayrılıktan dolayı iddet bekliyorsa bakılır;
eğer benzerinde iddetin biteceği bir süre içinde iddetinin bittiğini bildirirse sözü
kabul edilir. Bunu, benzerinde iddetin bitmeyeceği bir sürede bildirirse sözü kabul
edilmez. Çünkü iddetinin bitişini bildirmede iddetli kadının sözüne güvenilir. Al
-
lah, “
Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını
gizlemeleri onlara helal olmaz.
”
78
 ayetinde onları emin kılmıştır. Eminin sözü ise
yeminle birlikte kabul edilir. Fiil ise iddetli kadının, benzerinde iddetin bittiği bir
süre geçtikten sonra başka bir kocayla evlenmesi gibi bir eylemdir.
79
 Buna göre
iddet bekleyen kadının iddetinin bitmesiyle ilgili olarak sözünün kabul edileceği
asgari süreler şu şekilde tasnif edilebilir:
a)
 Koca, karısını takvim ayının başında boşamışsa veya vefat etmişse ayla
-
rı hesaplamada hilallere itibar edilir. Bunun için takvimlerdeki bilgiler yeterlidir.
Ama ay içinde boşamışsa Ebu Hanife’ye göre doksan gün, vefat etmişse yüz otuz
gün iddet bekler. Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre ise içindeyken boşanmış olduğu
ay, günlerle hesaplanır. Aradaki aylarda hilallere itibar edilir. Sonra ilk ayın eksik
kalan günleri son aydan günlerle otuza tamamlanır. Diğer mezhepler de Ebu Yusuf
ve Muhammed’in görüşünü benimsemiştir.
80
b)
 Eğer kadın kur’larla iddet bekliyorsa; kur’un ay hali olduğunu kabul eden
-
lere göre üçüncü ay hali kanının kesilmesiyle iddet sona erer. Eğer bu kan, ay hali
müddetinin en çoğu olan on günde kesilmişse iddet doğrudan biter. Ama on gün
öncesinde kesilmişse iddet, ancak bu ay halinden gusül veya teyemmüm yapmak
suretiyle temizlenme sonucunda biter. Bu çeşit iddetin bitmesi mümkün olan as
-
gari süre ise Ebu Hanife’ye göre altmış gündür. Zira ay halinin en uzun müdde
-
ti olan on gün esas alındığında üç ay hali için toplam otuz gün eder. Üç ay hali
arasındaki iki temizlik müddeti için de en azı olan on beş gün alındığında otuz
gün eder. Hepsinin toplamı altmış olur. Hanefî mezhebindeki tercih edilen görüş
budur. Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre bu süre otuz dokuz gündür. Burada da ay
hali için üç gün esas alınmıştır. Üç ay hali dokuz gün, aralarındaki temizlik halleri
otuz gündür.
81
Kur’u temizlik olarak kabul eden Şâfiîlere göre otuz iki gün ve iki anlık bir sü
-
redir. Şöyle ki boşanmanın temizlik döneminin son anında gerçekleştiğini varsay
-

dığımızda bu temizlik, iddetten sayılır ve bu an bir kur’dur. Bundan sonra bir gün
ay hali olur ve ardından on beş günlük temizlik ile ikinci kur’ olur. Sonra yine bir
gün ay hali ve on beş günlük temizlik ile üçüncü kur’ tamamlanmış olur. Üçüncü
ay haline başlamasıyla iddeti bitmiş olur.
82
C. İddetin Yeniden Başlaması (Teceddüdü)
Boşamış olduğu karısıyla iddeti içerisindeyken yeniden evlenen veya ric’at ile
karısına tekrar dönen bir erkek, bu yeni evliliği ile karısının iddetini iptal etmiş
olur. Çünkü kadın iddetini zaten bu kocasından beklemekteydi. Ancak bu evli
-
likten sonra yeniden boşanırlarsa kadının yeni bir iddet beklemesi gerekir. İşte bu
duruma iddetin teceddüdü adı verilir.
Hanefîlere göre erkek karısını ric’i talak ile boşasa, sonra iddeti içerisinde
ric’at ile evlilik hayatına geri dönse ve ikinci kez karısını boşasa kadının bu ikinci
boşama sebebiyle yeni bir iddet beklemesi gerekir. Bu ric’atten sonra kadınla zifaf
olmuş olsun veya olmasın değişen bir şey olmaz. Çünkü birinci iddet ric’atle sona
ermiştir; kadın ise zifafa girmiş olarak kabul edilir.
83
 Şâfiîler de ric’atten sonra zifaf
gerçekleşmişse boşanmayla yeni bir iddet gerekeceği görüşündedirler. Ancak zifaf
gerçekleşmemişse eski görüşlerine göre birinci iddete devam eder. Yeni görüşleri
-
ne göre ise yeni bir iddete başlar.
84
Eğer zifaftan sonra bir veya iki kez bain talakla boşamış olduğu karısıyla id
-
deti içerisinde evlenip ve zifaftan sonra tekrar boşarsa kadının yeni bir iddete baş
-
laması gerekir. Ancak ikinci evlilikte zifaf gerçekleşmeden boşarsa; Ebu Hanife ve
Ebu Yusuf bu kadına yeni bir iddet gerekeceği görüşündedirler. Çünkü bu kadın
ikinci evlilik akdiyle birinci evlilikteki durumuna dönmüştür ve bu da kendisiyle
zifaf edilmiş durumudur. Dolayısıyla müstakil bir iddet gerekir.
85
İmam Muhammed ve Şâfiîler bu kadına yeni bir iddet gerekmeyeceği, birin
-
ci iddetini tamamlayacağı görüşündedir. Çünkü bu kadın hakikatte zifaftan önce
boşanmıştır. Zifaftan sonra vacip olan birinci iddet ise ikinci evlilikten sonra düş
-
mez. Dolayısıyla bunu tamamlamak gerekir.
86
D. İki İddetin Birbiri İçine Girmesi (Tedahulü)
İddet beklemekte olan bir kadın, başka bir sebepten dolayı ikinci bir iddeti
beklemek durumunda kalabilir. Böyle iki iddet gerektiğinde, kadın ikinci sebepten
itibaren yeni iddeti sonuna kadar beklemeye başlar. Bu iddeti bekliyorken zaten

birinci iddetten kalan süre ikinci iddetin içerisinde tamamlanıp bitmiş olacaktır.
Böylece hem ikinci sebeple başladığı yeni iddeti hem de birinci iddet iç içe geçmiş
olarak beklenmiş olur. İşte beklenmesi gereken iki ayrı iddeti bu şekilde bekleme
-
ye “iki iddetin tedahulü” adı verilmiştir. Mesela kocasından bain talakla boşanmış
ve bu boşanmanın iddetini bekleyen bir kadın düşünelim. Varsayalım ki, koca
-
sı ric’i talakla boşanmış gibi iddet esnasında kendisine helal sayarak bu karısıyla
cinsel ilişkide bulunmuş olsun. Bu ilişki şüpheyle olduğundan biri boşanmadan,
diğeri şüpheyle olan cinsel ilişkiden olmak üzere iki iddet gerekir. Konu hakkında
fukahanın görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:
Hanefîlere göre zikredilen örnekte olduğu gibi iki iddet beklemek gerektiğin
-
de bunlar tedahul eder. Bu iki iddetin aynı erkekten veya iki farklı erkekten olması
yahut iddetlerin aynı veya farklı türden olması arasında fark yoktur. İki sebebin
varlığından sonra tam olarak beklenen bir iddet ikisi için de yeterlidir.
87
Cumhura göre yukarıdaki örnekte olduğu gibi iki iddet aynı kişiden ve tek
türden olursa aralarında tedahul olur. Şayet iki iddet farklı türden oluşuyorsa yine
tedahul olur. Mesela hamile değilken boşadığı hanımıyla iddet süresi içinde ilişki
kurup da kadın hamile olursa her iki iddet tedahul eder ve doğumla sona erer.
Eğer iki iddet iki ayrı kişiden olursa bu durumda tedahul söz konusu değildir.
Mesela kocasından iddet bekliyorken iddetin sahibi değil de başka biriyle şüpheli
cinsel ilişkide bulunursa bu durumda tedahul olmaz. Eğer hamilelik söz konusu
olursa önce doğum yapmakla iddet bekler. Hamilelik yoksa boşanma iddetini ta
-
mamlar. Bu iddetten sonra ikinci iddete başlar.
88
IV. İddetin Başka Bir İddete Dönüşümü (Tehavvul ve İntikali)
Belirli bir çeşidiyle iddet beklenirken bazen başka bir iddet çeşidi beklemeyi
gerektiren bir durum meydana gelir. Bu yüzden beklenen ilk iddet terk edilir, di
-
ğer iddete başlanır. Mesela aylarla iddet beklerken kur’larla iddet beklenmesi veya
kur’larla bekliyorken aylarla beklenmesi ya da kur’lar yahut aylarla bekliyorken
vefat iddetinin beklenmesi gerekebilir. Bu şekilde iddet türünün değişmesine id
-
detin tehavvulü veya intikali denmiştir. Burada iddetin dönüşümünü gerektiren
durumlardan ve dönüşen iddetlerden bahsedeceğiz.
A. İddetin Aylardan Kur’lara Dönüşmesi (Tehavvulü)
Aylarla iddet bekleyenlerin ergenlik çağına gelmemiş kız çocukları ve ay ha
-
linden kesilmiş yaşlı kadınlar olduğunu biliyoruz. Önce kız çocuğunu göz önünde
bulunduralım.
a)
 Boşanmış kız çocuğu aylarla iddet bekliyorken ay hali olsa bu iddeti

kur’larla iddete dönüşür. Artık üç kur’ ile yeniden iddete başlar. Fukaha bunda
ittifak etmişlerdir. Çünkü aslın (ay hali) var olması durumunda bedele (aylar) göre
iddet beklemek caiz değildir.
89
b)
 Fukaha ay halinden kesilmiş kadının aylarla iddet bekliyorken ay hali ol
-
ması durumunda iddetinin dönüşmesinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.
Hanefîlere göre aylarla iddet bekleme esnasında ay hali görülürse iddet
kur’lara dönüşür. Çünkü ay halinin geri dönmesi, ay halinden kesilme durumunu
iptal eder. Ancak bu görüş, ay halinden kesilme için belirli bir vakit tayin etme
-
yenlere göredir. Sadece kadının kendisinin âyise (ay halinden kesilmiş) olduğuna
dair zann-ı galibine dayanır. Oysa ay halinden kesilme için bir vakit belirleyenlere
göre aylarla iddet bekleyen kadınların iddetinde tehavvul söz konusu değildir. Bu
yaştan itibaren aylarla iddet beklenir ve görülen kan da ay hali sayılmaz.
90
Şâfiîlere göre aylarla iddet beklenirken kan görülürse iddet kur’lara dönüşür.
Tabii geçmiş olan süre bir kur’ sayılır. Zira bu süre, iki ay hali arası temizliktir.
91
B. İddetin Kur’lardan Aylara Dönüşmesi (Tehavvulü)
Hanefîlere göre ay hali görenlerden olup da bununla iddete başlayan ve bir
veya iki kez ay hali olduktan sonra ay halinden kesilme yaşına ulaşan kadının id
-
deti aylarla iddete dönüşür ve bu andan itibaren tam üç ay bekler. Şâfiîlerin yeni
görüşü Hanefîlerinki ile aynıdır.
92
Dikkat çekilmesi gereken bir husus da Şâfiîlere göre hamile kadının ay hali
olabileceğidir. Buna göre kur’lar ile iddet bekleyen bir kadın kocasından hamile
olduğunu anlarsa kur’ların hükmü düşer, doğum yapmak esasına göre iddet bek
-
ler.
93
 Bu da iddetin kur’lardan doğum yapmaya tehavvulüdür.
C. İddetin Kur’lardan veya Aylardan Vefat İddetine Dönüşmesi
(Tehavvulü)
Ric’i talak ile hanımını boşamış koca, hanımının iddeti bitmeden vefat ederse
kadının iddeti, ister kur’larla ister aylarla bekliyor olsun, icma ile vefat iddetine
dönüşür ve vefat anından itibaren dört ay on gün iddet bekler. Zira ric’i boşama
-
larda iddet devam ettiği sürece evlilik bâkidir. Ancak koca, bain talakla boşadığı
hanımının iddeti esnasında vefat ederse bu durumda tehavvul söz konusu olmaz.
Kadın başlamış olduğu bain talak iddetini tamamlar. Çünkü bâin talak, zevciyeti
ortadan kaldırır.
94
89

Eğer talak, kadını mirastan mahrum etmek maksadıyla yapılmamışsa durum
böyledir. Aksi olursa, bazı fukahanın “eb’ad-i eceleyn ile iddet beklemek” diye tabir
ettikleri durum söz konusu olur.
D. İki İddetten Daha Uzun Olanı Beklemek (Eb’ad-i Eceleyn ile İddet)
Kaynaklarda eb’ad-i eceleyn şeklinde ifade edilen söz konusu bu durum, bazı
kitaplarımızda iddet çeşitlerinden biri olarak ele alınmıştır. Ancak bu farklı bir
iddet çeşidi değildir. Sonuçta iddet çeşitlerinden iki tanesi beklenmektedir. Bun
-
lardan birincisi, aylarla ya da kur’larla iddet; ikincisi vefat iddetidir. Burada daha
çok tehavvul söz konusudur. Bunlardan hangisi daha uzun sürecekse o esas alınır.
Yani boşama iddeti, vefat veya boşama iddetlerinden hangisinin süresi daha uzun
ise ihtiyaten ona intikal eder. Buradaki iki iddetin en uzunu ile Hz. Ali’nin ve İbn
Abbas’ın söylediği iki iddetin en uzunu aynı şey değildir. Çünkü onların kastet
-
tikleri, kocası vefat eden hamile bir kadının vefat iddetiyle doğum iddetlerinden
daha uzun süreli olanını beklemesidir. Burada ise talak ve vefat iddetleri söz ko
-
nusudur.
95
İki sürenin en uzununu beklemek, talak-ı far sonucu kadın iddet beklerken
kocanın vefatıyla meydana gelir. Talak-ı far, bir kimsenin ölüm hastalığında, ka
-
rısını mirastan mahrum bırakmak amacıyla yapmış olduğu bain boşamadır.
96
 İşte
böyle karısını, rızası olmaksızın boşayan bir koca, karısının iddet beklediği bir
sırada ölürse bu kadının bekleyeceği iddet hakkında iki görüş vardır.
Hanefîlerden Ebu Hanife ile Muhammed’e bu kadının iddeti iki süreden en
uzunuyla iddet beklemeye dönüşür. Eğer boşama iddeti aylarla bekleniyorsa, vefat
anından itibaren daha uzun olan dört ay on günlük vefat iddetine intikal eder.
Eğer ay hali ile boşama iddeti bekleniyorsa ve vefattan itibaren dört ay on gün
geçmeden üç ay hali olmuşsa kadının iddeti vefat iddeti olur. Dört ay on gün geçer
de henüz üç ay hali görülmediyse o zaman kadının iddeti tam üç ay hali ile ancak
sona erer.
97
İkinci görüş Ebu Yusuf ve Şâfiî’nindir. Talak-ı farda kadın yalnızca boşama id
-
detini tamamlar. Çünkü evlilik bain talakla kesilmiştir. Vefat esnasında zevciyetin
devam ediyor kabul edilmesi sadece miras hakkındadır.
98
İkinci görüş sahiplerine göre nikâh, ölümle değil; talak ile ortadan kalkmış
-
tır. Dolayısıyla bu iddeti mirasla irtibatlandırmak doğru değildir. Birinci görüşün
sebebi ise, kadın kocaya varis kabul edildiği için nikâh vefat anına kadar var sayıl
-
mıştır. Çünkü veraset ancak nikâhla olur. Veraset hakkında var kabul edilen nikâh,
95
Mehmet Zihni Efendi,
Nimet-i İslâm
, (İstanbul: Milsan a.ş., 1986), s. 902.

iddet hakkında da var sayılmıştır.
99
V. İddet Bekleyen Kadının Görevleri ve Hakları
İddet esnasında evlilikte var olan bazı haklar devam ettiği gibi kadının sorum
-
lu olduğu bazı görevler de vardır. Bunlar iddetin sonuçları olup evlilikten geriye
kalan izlerin yok olmasını ve kadının yeni bir evliliğe hazır hale gelmesini sağlar.
A. İddet Bekleyen Kadının Görevleri Görevleri
1. Nişanlanma Engeli
Ayrılık veya vefat iddetini bekleyen bir kadının yabancı bir erkekle nişan
-
lanması caiz değildir.
100
 Ric’î talaktan dolayı iddet bekleyen bir kadına, yabancı
bir erkeğin evlenme teklifinde bulunması ve nişanlılık ilişkisi oluşturma çabası,
âlimlerin görüş birliği ile dinen haram, hukuken geçersiz kabul edilmiştir.
101
 Bain
talaktan dolayı iddet bekleyen kadına, açıkça evlilik teklifinde bulunulması, yine
görüş birliği ile aynı hükümdedir.
102
 Bu durumdaki bir kadına üstü kapalı olarak
evlilik teklifinin hükmü konusunda görüş ayrılığı vardır. Hanefîlerin çoğunluğu
bunu da caiz görmezler.
103
 Ancak Hanefilerden Kudûrî, Merğinânî ve Mavsılî caiz
olduğu görüşündedirler.
104
Şâfiîlere göre eğer bain boşama büyük ayrılık ile gerçekleşmişse, üstü kapalı
evlilik teklifi caizdir. Küçük ayrılık ile gerçekleşmişse, Şâfiîlerin burada iki görüş
-
leri vardır. Sahih olan görüşlerine göre böyle bir teklif caizdir. Diğer görüşlerine
göre ise caiz değildir.
105
Vefat iddeti bekleyen kadına üstü kapalı bir şekilde evlilik teklifi yapılması ise
ittifakla caizdir.
106
 Delil şu ayettir: “
(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendi
-
leri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteği içinizde
saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç
mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden
gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin.
”
107
Deliller itibariyle ortaya çıkan sonuç yukarıdaki gibi olmakla birlikte büyük
ayrılık ve özellikle vefat iddetinde, üstü kapalı bir evlilik teklifinin günümüz açı
-
sından hoş bir davranış olmayacağını, bunu iddetin tamamen bitmesine kadar
99
Zihni Efendi,
Nimet-i İslâm
, s. 902.
100

ertelemenin daha uygun olacağını düşünüyoruz. Çünkü hem vefat iddetinde ko
-
casının hatırası sebebiyle yas tutmakta olan kadına hem de kocanın yakınlarının
hissiyatına saygı göstermek, bu şekilde davranmayı gerektirir. Bakara sûresi 235.
ayetindeki üstü kapalı evlilik teklifine izin verilmesi, Kur’an’ın indiği toplumda
kocasını kaybeden kadınla bir an önce evlenme arzusunda olan erkeklere verilmiş
bir ruhsat gibi görünmektedir. O bakımdan kişinin verilen bu izni kullanmayıp,
ayetin devamında ifade edildiği gibi, iddet bitinceye kadar içinde gizli tutması en
güzel davranış olsa gerektir.
2. Evlenme Engeli
İddet beklemekte olan bir kadının yabancı bir erkekle evlenmesi icma ile di
-
nen caiz olmayıp hukuken geçersizdir.
108
 Delil ayetteki şu ifadedir: “
Bekleme müd
-
deti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.
”
109
3. Evden Çıkma ve Seyahat Etme Yasağı
Hanefîlere göre ric’i veya bain boşama sebebiyle hangi iddet çeşidi bekle
-
niyorsa beklensin, kadının evlilikte oturduğu evinde kalması farzdır, gece veya
gündüz o evden çıkması yasaklanmıştır.
110
 Delil şu ayettir: “
Apaçık bir hayâsızlık
yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de
çıkmasınlar.
”
111
 Ayette evin kadınlara nisbet edilmesi de gösterir ki, boşanan ka
-
dın iddet süresince evliliğinde yaşadığı kocasının evinde kalacaktır. Konu ile ilgili
başka bir ayette şöyle buyurulur: “
Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde,
oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun.
”
112
Kocası vefat eden kadın ise iddet beklerken geceleri yine dışarı çıkamaz. An
-
cak geçimini sağlamak, ihtiyaçlarını gidermek için gündüz dışarı çıkabilir. Zira
iddet nafakası olmadığı için ihtiyaçlarını kendisi karşılamak zorunda kalabilir.
113
Yukarıda zikredilen ayetin umumu sebebiyle, sahih bir evlilik sonunda ric’i
veya bain boşama iddeti bekleyen kadın, evinden yolculuğa çıkamaz. Farz olan
hac ibadeti için bile bunu yapamaz.
114
Zaruret halinde iddet bekleyen kadın dışarı çıkabilir. Kendisi, malı hakkında
endişe duyuyorsa veya kirasını ödeyemediği için bu evden çıkmak zorunda bıra
-
kılırsa yahut evin yıkılma tehlikesi varsa dışarı çıkmasında ve başka bir meskene
taşınıp orada iddet beklemesinde bir sakınca yoktur.
115
 Şâfiîler ise hangi iddeti

bekliyorsa beklesin, kadının mazeret hali dışında evinden dışarı çıkmasını caiz
görmezler.
116
Boşanan bir kadının iddeti ortalama üç ay kadardır. Bu süre içerisinde ka
-
dının dışarı çıkmaması, günümüzün toplumsal şartlarında bir meşakkat doğura
-
bilir. Buna göre iddet bekleyen kadın sadece zaruret durumunda değil, normal
şartlarda yaptığı akraba ziyareti gibi hayırlı bazı işler maksadıyla da gündüz dışarı
çıkabilmelidir. Zira bugünkü sosyal yaşantıda bu bir ihtiyaç halini almıştır. Buna
benzer şekilde, Hanefî mezhebinde vefat iddetinde ihtiyaçlar için gündüzleri çık
-
mak caiz olmaktadır. Şu var ki iddet bekleyen kadının iddet süresince, evliliğinde
kocasıyla beraber oturduğu evi tamamen terk etmemesi ve zaruret durumu hariç
bu evde ikamet etmesi bir görevdir.
4. Vefat İddetinde Yas Tutma (İhdâd)
Kadının iddet süresince yas tutması için hidad ve ihdad terimleri kullanılır.
Bir fıkıh terimi olarak yas tutmak, ayrıntılarda farklı görüşler bulunmakla birlikte
genel olarak şöyle tarif edilebilir: Hoş kokular sürünme, süslenme, sürme çekme,
kokulu veya kokusuz yağ kullanma, kına yakma, süs eşyası takınma gibi sevinç ve
neşeyi ifade eden davranışlardan belirli bir süre kaçınmaktır. Bu da mükellef ve
müslüman bayanın vefat veya bain boşama iddetinde ve iddet süresince gerçek
-
leşir.
117
İslam dini, kocası vefat eden kadının, en yakın hayat arkadaşını kaybetmesi
ve evlilik nimetinden yoksun kalması sebebiyle iddeti süresince süslenmeyi bıra
-
kıp yas tutmasını emretmiştir.
118
 Konuyla ilgili şu hadis-i şerifteki helallik ifadesi,
İslam hukukçuları tarafından emir olarak algılanmıştır: “
Allah’a ve ahiret gününe
iman eden bir kadın için, kocasına tutacağı dört ay on günlük yas hariç kimse için
üç günden fazla yas tutması helal olmaz.
”
119
İhdad her iddet bekleyen kadına vacip değildir. Fasit nikâhtan dolayı yas
tutulmaz. Ric’i boşama iddetini bekleyen kadına da ihdadın gerekmediği konu
-
sunda fukahanın ittifakı vardır. Kocası vefat etmiş kadına ihdadın gerekli oldu
-
ğunda fakihler ittifak etmiştir. Bain boşamadan iddet bekleyen kadın hakkında
ise Hanefîler aynı şekilde ihdadın vacip olduğunu kabul ederler. Çünkü bu dinin
bir hakkıdır ve burada da vefatta olduğu gibi evlilik nimetini kaybetme sebebiyle
üzüntü ve kederi izhar etme söz konusudur. Fakat cumhur böyle bir kadın için
ihdadın vacip değil, müstehap olduğunu benimser. Çünkü bain boşamada koca,
karısına kötülük etmiş, onu evlilik nimetinden mahrum bırakmıştır.
120
116
Şirbinî,

Bain boşamada koca, evlilik ilişkisini kesmiştir. Dolayısıyla kadın kocası tara
-
fından bir kötülük görmüştür. Bu durumda kötülük gördüğü tarafa nasıl üzüntü
ve keder duyacaktır? Eğer bain boşama kadından kaynaklanan bir sebepten dolayı
gerçekleşmişse, bu durum zaten kadının o evliliği istemediğini gösterir. İstemediği
bir evlilik ortadan kalktı diye yas tutması beklenmez. Yukarıda geçen hadis de ih
-
dadın sadece vefat durumunda meydana geleceğine işaret etmektedir. Bu yüzden
çoğunluğun görüşü tercihe şayan ve kabul edilebilir niteliktedir.
İhdad konusunda Hanefîler ile cumhur arasındaki ihtilaflardan biri de bu yü
-
kümlülüğün kimler için geçerli olduğudur. Hanefîlere göre ihdad yükümlülüğü,
ergenlik çağındaki akıllı müslüman kadına vardır. Dolayısıyla küçük ve zimmî
olan kadına ihdad gerekli değildir. Çünkü bunlar mükellef değillerdir. Cumhura
göre sahih nikâhla evlenilmiş küçük, büyük, müslüman veya ehl-i kitap her kadın
ihdadın şümulüne dâhildir. Çünkü ihdad hadisi bunların hepsi hakkında umum
bir ifadedir.
121
B. İddet Bekleyen Kadının Görevleri Hakları
1. Mesken Hakkı
İddet bekleyen kadının haklarından biri olan sükna (mesken hakkı) “bir
gayr-ı menkulün tamamında veya kat, oda gibi bir kısmında bir kimsenin yalnız
olarak veya mal sahibi ile birlikte oturma, sakin olma hakkı” demektir.
122
 Kur’an-ı
Kerim’de ilgili ayetlerde şöyle buyurulur: “
Onları (iddetleri süresince) gücünüz
nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun.
”
123
 “
Apaçık bir hayâsızlık
yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de
çıkmasınlar.
”
124
 Bu ayet, iddet bekleyen kadınların evden çıkmalarının yasak ol
-
duğunu ifade etmekle birlikte aynı zamanda onların mesken hakkının olduğunu
da beyan eder.
125
Hanefîlere göre ric’i boşamalarda iddet bekleyen kadının koca ile birlikte bir
evde kalmasına bir mani yoktur. Çünkü bu tür bir boşama kadını kocasına haram
kılmaz. Eğer dönmek isterse, boşamadan sonra karısından cinsel yönden fayda
-
lanabilir. Onun bu faydalanması karısına döndüğü anlamına gelir. Bain boşama
-
larda ise kadın yine bu evde kalacaktır. Fakat kadın müstakil olarak tek başına
bir odada kalır. Boşayanın ona bakması, onunla aynı odada kalması caiz olmaz.
Boşayan erkeğin yabancı kadınla (bain talakla boşadığı karısı) halvetinin (baş başa
kalmasının) gerçekleşmemesi için böyle davranması gerekir.
126
121

Bugün kadının ailesi, boşanmış bir kadının, boşayan erkeğin evinde kalmasını
kerih gördükleri için boşanmayla birlikte onu kendi oturdukları eve almaktadırlar.
Bu birçok yerde yaygınlaşmış bir uygulama olmuştur. Bunun sebeplerinden biri
de, boşanan kadının iddet süresince evlilik evinde beklemesi gerektiği hükmünün
bilinmemesidir. Bu, insanlar arasında bir örf halini almıştır. Ancak bu örfe itibar
edilemez. Çünkü bu örf, zikredilen Kur’an-ı Kerim nassıyla çatışmaktadır.
127
2. İddet Nafakası
Nafaka; beslenme, giyim, kuşam ve barınma ihtiyaçları ile sağlık giderleri ve
bunlara tabi olan şeyleri içermektedir. Boşanan kadın lehine iddet müddeti içeri
-
sinde verilmesi gerekli olan nafakaya ise iddet nafakası denmektedir.
128
 İddet nafa
-
kası hakkı, bütün iddet bekleyen kadınlar için geçerli değildir. Bu nafakanın şekli
ve verilmesi gereken durumlar, evliliğin sona erme şekliyle alakalıdır.
Kadın eğer vefat dolayısıyla iddet bekliyorsa ittifakla ona nafaka verilmesi ge
-
rekmez. Çünkü ölüm ile kocanın bütün mal varlığı mirasçılarına intikal etmiştir.
Eğer kadın ric’i talak ile boşanmış ise nafaka ve mesken, ittifakla kadının lehine
bir haktır. Kadının hamile olup olmaması fark etmez. Çünkü ric’i boşamada ka
-
dın, iddet boyunca eş sayılır.
129
 Delil şu ayetlerdir: “
Onların (annelerin) yiyeceği,
giyeceği örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük
ve sorumluluk teklif edilmez.
”
130
 “
Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde,
oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine
zarar vermeye kalkışmayın.
”
131
Bain talakla boşanmış kadın hamile ise âlimlerin ittifakıyla onun nafaka hak
-
kı vardır.
132
 Delil, “
eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin.
”
133
ayetidir. Bain talakla boşanmış kadın hamile değilse iddet esnasındaki nafaka hak
-
kında üç farklı görüş karşımıza çıkmaktadır. Hanefîlere göre bu kadın için hem
mesken hem de nafaka hakkı vardır. Mâlikîler ve Şâfiîlere göre sadece mesken
hakkı vardır. Hamile değilse nafaka hakkı yoktur. Ne mesken ne de nafaka hakkı
yoktur diyen üçüncü görüş, Hanbelîlere aittir.
134
Hanbelîlerin dayanağı şu hadistir: Fatıma bt. Kays’tan rivayet edildiğine göre
Ebu Amr b. Hafs, kendisini vekâletle bain talakla boşamıştır. Vekili ile Fatıma’ya
arpa göndermiş. Fakat Fatıma vekili terslemiş. Bunun üzerine vekil: “Vallahi biz
-
den artık bir şey alamazsın.” demiş. Fatıma da Hz. Peygamber’e gelip hadiseyi an
-

latmış. Hz. Peygamber, “
Ondan asla nafaka aramaya da meskene de hakkın yok
artık.
” buyurmuştur.
135
 Mâlikî ve Şâfiîlerin delili yukarıda zikri geçen Talak suresi
6. ayetidir. Ayetin ilk kısmı hamile olsun olmasın, mutlak olarak kadının mesken
hakkının olduğunu ifade eder. Ancak son kısmın mefhumu, hamile olmayan kadı
-
nın nafaka hakkı olmadığına delalet eder. Hanefîler de görüşlerini delillendirmek
için aynı ayeti gösterirler.
136
Hanefîlere göre bu nafakanın vacip olması; ya kadının hamileliği sebebiyle ya
da erkeğin evinde erkek için alıkonulması sebebiyledir. Bütün herkes ric’i talakla
boşanan kadına nafakanın vacip olmasını, kadının erkeğin yanında alıkonulması
illetine bağlamakta ittifak etmişlerdir. Buna göre bain talakla boşanmış kadının da
bu illet dolayısıyla nafaka hakkının olması gerekir.
137
Delillere baktığımızda Hanefî mezhebinin görüşünün tercihe şayan olduğunu
söyleyebiliriz. Talak suresindeki ayetleri hem ric’i hem de bain talakla boşanmış
-
ları kapsayacak şekilde umuma hamletmek daha kuvvetlidir. Rivayetlere göre Hz.
Ömer Fatıma bt. Kays hadisini işittiğinde şöyle tepki göstermiştir: “Belki de yanıl
-
mış olan bir kadının sözü sebebiyle Allah’ın kitabındaki ayeti ve Hz. Peygamber’in
sözünü bırakacak değiliz. Ben Hz. Peygamber’i, bu kadın için mesken ve nafaka
hakkı olduğunu söylerken işittim.”
138
 Ayrıca Fatıma bt. Kays hadisinin ravilerini
selef tenkit etmiştir. Âhâd haberlerin kabul edilme şartlarından biri de selefin
tenkitlerinden uzak olmasıdır.
139
 Bunların yanı sıra Fatıma bt. Kays hadisindeki
hükmün, ona özel ve istisnaî olduğu da söylenmiştir.
140
 Buna göre bain talakla
boşanmış ve hamile olmayan kadın hakkında mesken hakkını kabul edip nafaka
hakkını kabul etmemek şeklinde iki hüküm arasını ayırmak doğru olmadığı gibi
her iki hakkı kabul etmemek de doğru değildir.
141
Evlilik fesihle sonlandığında bu fesih koca tarafından meydana gelirse, koca
-
nın kusuru bulunsun veya bulunmasın, bütün çeşitleriyle nafaka, iddet bekleyen
kadın lehine vaciptir. Fesih, kadın tarafından meydana gelir de bu sebep kadının
kusuru olmaksızın gerçekleşirse bu durumda da nafaka hakkı vardır. Mesela ka
-
dının buluğ muhayyerliğine dayanarak evliliği feshetmesi gibi bir sebeple evlilik
feshedilirse bu, kadının nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak fesih, kadının
kusuru sebebiyle meydana gelirse iddet nafakası hakkı düşer. Mesela kadının ken
-
di isteği ile kocasının usul veya furuundan birisi ile sıhrî haramlığı doğuran bir
fiil işlemesi gibi bir durumda mesken hakkı hariç, nafaka hakkı düşer. Mesken
135
Buharî, Talak, 41; Müslim, Rada, 103; Ebu Davud, Talak, 39; Nesai, Nikâh, 21; Tirmizî, Nikâh, 38; İbn Mâce,
Talak, 10; Ahmet b. Hanbel, VI, s. 416.

hakkının sabit olup nafaka hakkının düşme sebebi; nafakanın sırf kadının hak
-
kı, meskenin ise kadının hakkı bulunmakla beraber şari’in hakkı olmasıdır. Fasit
nikâhtan dolayı iddet bekleniyorsa kadının ne mesken ne de nafaka hakkı yoktur.
142
VI. İddetle Alakalı Bazı Özel Durumlar
Bu kısımda iddet bahsi içerisinde tali derecedeki konular diyebileceğimiz id
-
dette nesebin sübutu, miras, ehl-i kitaptan olan kadınların iddeti gibi hususlara
değineceğiz.
A. İddet İçerisinde Doğan Çocuğun Nesebi
Fakihler, hamileliğin en az süresinin zifaftan itibaren altı ay olduğunda it
-
tifak etmişlerdir. Hamileliğin en uzun süresi hakkında ise farklı görüşler vardır.
Hanefîlere göre bu süre iki yıl, Şâfiî ve Hanbelîlere göre dört yıl, Mâlikilerin meş
-
hur görüşüne göre ise beş yıldır.
143
Hanefîlere göre talak ric’i ise ve kadın iddetinin bittiğini ikrar etmediyse do
-
ğum, ister boşamanın üzerinden iki yıl geçmeden gerçekleşsin ister iki yıl veya
daha fazla bir sürede gerçekleşsin çocuğun nesebi sabit olur. Çünkü kadının te
-
mizlik süresinin uzamış olması ve iddet esnasında hamile olması mümkündür.
Zira bu çeşit iddet içerisinde kocanın karısından cinsel yönden faydalanması
caizdir. İki seneden daha kısa bir sürede doğum yaparsa boşama baine dönüşür.
İki yıldan daha uzun bir sürede doğum yaparsa nesep sabit olduğu gibi karı-koca
ric’at ile evlilik hayatına dönmüş olurlar.
144
Bain talakla boşamada kadın iddetinin bittiğini ikrar etmediği sürece boşama
tarihinden itibaren iki yıldan daha kısa bir sürede doğan çocuğun nesebi sabit
olur. Çünkü çocuğun boşama anında anne rahminde bulunma ihtimali vardır.
Ancak ayrılma gününden itibaren tam iki sene sonra doğan çocuğun nesebi sabit
olmaz. Zira bu, boşamadan sonra meydana gelmiş sayılır. Bain boşamada iddet
içerisinde cinsel temas caiz değildir.
145
 Kocası vefat eden kadın iddetinin bittiğini
ikrar etmezse, cinsel temas olmasa bile, vefat ile iki yıl arasında doğan çocuğun
nesebi sabit olur.
146
İddet bekleyen kadın, iddetinin bittiğini ikrar eder, sonra ikrar vaktinden iti
-
baren altı aydan daha kısa bir sürede doğum yaparsa çocuğun nesebi sabit olur.
Çünkü kadının yalan söylediği kesin olarak ortaya çıkar ve ikrarı geçersiz olur.
Fakat altı veya daha uzun bir sürede doğum yaparsa nesebi sabit olmaz. Çünkü
142
K
ikrarla, bu çocuğun daha sonra meydana gelmiş olduğu bilinir.
147
Cumhur ric’i ve bain boşama arasında fark görmez. Boşama veya vefattan
sonra kadın boşama veya vefat gününden itibaren hamilelik müddetinin en ço
-
ğunun (azami hamilelik süresinin) geçmesinden önce doğum yaparsa çocuğun
nesebi sabit olur. Ancak hamilelik süresinin en çoğu geçtikten sonra doğum ger
-
çekleşirse çocuğun nesebi boşayan veya vefat eden kocadan sabit olmaz.
148
Hamileliğin en uzun süresi hakkında eğer varsa tıbbi veriler esas alınarak bir
süre belirlemesine gidilmesi daha doğru görünmektedir. Zira klasik dönem İslam
hukukçuları da bu süreleri kendi zamanlarındaki vakıaya uygun olarak belirlemiş
-
lerdir. Yoksa bu konuda herhangi bir nas bulunmamaktadır. Belirlenen bu süreye
göre Hanefî mezhebinin içtihatları muvacehesinde nesebin sübutu açıklanabilir.
B. İddet İçerisinde Kadının Miras Hakkı
Bilindiği gibi evliliğin doğrudan ölümle sona ermesi durumunda kadın ve
kocası birbirine mirasçı olur. Zira karı ve koca, alacakları miras miktarları Kitap,
sünnet ve icma ile belirlenmiş olan ashab-ı feraizdendir. Tartışılan mevzu ise, ev
-
lilik boşanma ile sona erer de boşayan koca, kadının iddeti esnasında vefat ederse
bu kadının ona mirasçı olup olmayacağıdır.
Ric’i talak ile boşama sonucunda iddet bekliyorken eşlerden biri vefat edince
diğeri ona mirasçı olur. Bu konuda görüş birliği vardır. Çünkü evlilik hükmen de
-
vam etmektedir. Boşanma, kocanın sağlığında bain veya üç talakla gerçekleşmişse
eşlerden hiçbiri diğerine mirasçı olamaz. Koca, ölüm hastalığı esnasında karısının
rızasıyla, onu bain veya üç talakla boşarsa yine aralarında miras cereyan etmez.
Burada da icma vardır. Fakat aynı durumda kadının rızası yoksa, bu kadın cum
-
hura göre eşine mirasçı olur. Koca burada eşini mirastan mahrum bırakmak ama
-
cıyla boşama hakkını kötüye kullandığı için bu hüküm, kadının hakkını korumak
amacıyla ileri sürülmüştür. Şâfiîlere göre ise kadının boşanmaya rızası bulunsun
veya bulunmasın mirasçı olması mümkün değildir. Çünkü bain veya üç talak ile
boşanma nikâhı zail eder.
149
C. Ehl-i Kitaptan Olan Kadınların İddeti
Müslüman bir erkekle evli olan Hıristiyan veya Yahudi bir kadın iddet konu
-
sunda müslüman kadınla eşittir. Kadının zimmî veya müstemen olması arasında
bir fark yoktur. Bu konuda İslam hukukçuları arasında ittifak vardır.
150
Ancak İslam devletinin tebaası olan gayr-i müslimlerin (zimmîlerin) kendi
aralarındaki evliliklerinin sona ermesi durumunda iddetin gerekli olması nokta
-
147

sında İslam hukukçuları iki gruba ayrılırlar. Ebu Hanife’ye göre kitabî olan bir er
-
keğin (zimmî) nikâhındaki yine kitabî (zimmîye) olan kadının, boşanma veya ko
-
casının ölümü durumunda iddet beklemesi gerekmez. Ancak böyle bir durumda
kendi dinlerinde bir iddet varsa ona uyarlar. Bununla beraber, bu kadınla hemen
gerçekleştirilecek bir evlilikte kadının hamile olup olmadığını anlamak için bir ay
hali müddeti geçinceye kadar beklenilir, cinsel ilişkide bulunulmaz. Aynı şekilde
kadın eğer hamile ise hamileliğin sona ermesine kadar iddet beklemek zorunda
-
dır, başka bir erkekle evlenemez.
151
Hanefilerden Ebu Yusuf ve Muhammed ile diğer üç mezhep fakihlerinin oluş
-
turduğu çoğunluğa göre zimmet ehlinden olan kadınlar kocaları zimmî de olsalar,
aynen müslüman kadınlar gibi iddet beklerler. Çünkü bunlar İslam ülkesi tebaa
-
sıdır. Bunların hakkında birtakım İslamî hükümler uygulandığı gibi, iddet konu
-
sunda da İslam ahkâmıyla yükümlüdürler.
152
Değerlendirme ve Sonuç
Boşanmanın hukuki sonuçlarının en önemlilerinden olan iddet, hemen bü
-
tün hukuk sistemlerinde kabul edilmiş; İslam hukukunda da ona büyük önem
verilmiştir. Öyle ki bütün fıkıh kitaplarında derinlemesine işlenmiş, müstakil bir
konu olarak kabul edilip ele alınmış ve talak bahisleri içerisinde bir “bab” başlığı
altında incelenmiştir. İbn Kudâme’nin
el-Muğnî
 adlı eserinde olduğu gibi bazı kay
-
naklarda namaz, zekât, evlenme, boşanma gibi iddet konusu da “kitap” adı verilen
ana başlıklar altında incelenmiştir. Konuyla ilgili naslarda düzenlenmeyen, fakat
meydana gelmesi mümkün olan birçok yeni meselenin çözümü içtihada dayalı
olarak çözüme kavuşturulmuştur. Eserlerinde kazuistik yöntemi kullanan İslam
hukukçuları bu konuda geniş bir hukuk literatürü oluşturmuşlardır.
Çalışmadan elde ettiğimiz sonuç ve bulguları maddeler halinde şu şekilde sı
-
ralayabiliriz;
1.
 İddetin bizim anlayabildiğimiz veya anlayamadığımız birçok hikmeti var
-
dır. Bunların içerisinde ilk planda göze çarpan, hamileliğin tespitidir. İslam huku
-
ku kaynaklarında bu hikmet çok sık olarak göze çarpar; ama hiçbirinde illet oldu
-
ğuna dair bir ifade yer almaz. Neseplerin karışmasını önlemek, iddetten beklenen
en önemli maslahat ve gaye olabilir; ancak iddet bundan ibaret değildir. Onun
illeti, asıl vaz’ oluş sebebi bizce malum değildir. Bu sebeple iddet, dini bir vecibe
-
dir. Bu vecibenin yerine getirilmesi, her şeyden önce bir kulluk vazifesidir. Sonuç
olarak evliliği sona eren müslüman bir kadın, hamile olmadığı kesin olarak sabit
olsa bile, dinen belirlenmiş iddet süreleri boyunca beklemelidir; yabancı bir erkek
-
le iddet beklemeden evlenmemelidir.


2.
 Cahiliye döneminde iddet bilinmekte ve uygulanmaktaydı. Ancak birçok
konuda olduğu gibi bu konuda da insan fıtratından ve akl-ı seliminden uzaklaşı
-
larak yanlış uygulamalar yapılmaktaydı. İslam dini iddete ait süreleri belirlemiştir.
Özellikle bir sene süren vefat iddetini dört ay on gün yapmış, kadın için bir iş
-
kence olan bu bekleme şeklini makul ve fıtrata uygun hale getirmiştir. Dolayısıyla
İslam’ın ortaya koyduğu bu ölçüler dışına çıkmak, cahiliye âdetidir.
3.
 Ay hali görme çağında olan ve ay hali olduktan sonra bilinmeyen bir sebep
-
le ay hali kesilen ve bu durumu uzun bir süre devam eden kadınlara kaynaklarda
mumteddetut-tuhr
 adı verilmektedir. Bu kadınların iddeti hakkında Mâlikîlerin
görüşü fetvaya esas olarak alınmıştır. Buna göre beklenecek iddet süresi on iki
aydır. Bundan dokuz ayı hamileliğin tespiti, üç ay da ay halinden kesilenlerin id
-
det süresini beklemek içindir. Kadının bir veya iki kez ay hali olup sonra bunun
uzun bir süre kesilmesi, aslında anormal bir durumdur ve onun hasta olduğunun
göstergesidir. Çünkü ergenlik çağındaki sağlıklı bir kadın için normal olan, ay hali
olmasıdır. Ay hali olmuyorsa bu anormal arızanın giderilmesi için kadın tedavi
olur. Tedaviden sonra tekrar ay hali görmeye başlar ve iddetini kur’larla, yani üç
hayız dönemi beklemekle geçirir. Tedavi sonuç vermezse ve bu kadının artık ay
hali olmayacağına dair uzman doktorların kesin veya zann-ı galibe dayalı kana
-
atleri varsa o takdirde bu kadın, ay halinden kesilmiş kadınlar içerisinde değer
-
lendirilmelidir. Hamile olmadığı tıbben saptanmışsa, Mâlikîlerin ifade ettiği on
iki ay kadar dahi beklemeyip, boşanmadan itibaren sadece ay halinden kesilmiş
kadınların iddeti olan üç ay süresince bekleyebilir kanısındayız. Bununla iddeti
biter ve evlenebilir.
4.
 Kocası vefat eden hamile kadının iddeti, dört mezhebin ittifakıyla hamile
-
liğin bitimiyle sona erer. Bu süre dört ay on günden önce gerçekleşse bile durum
böyledir. Ayrıca kocası vefat eden kadının dört ay on gün yas tutması gerekti
-
ği söylenmektedir. Ancak eğer bu kadın hamileyse ve hamileliği de dört ay on
günden önce biterse ne kadar yas tutacaktır? Bu konuda kaynaklarda herhangi
bir bilgiye rastlamadık. Fakat her ne kadar hadiste kadının yas tutması, dört ay
on günlük bir süreyle sınırlanmış olsa da burada yas tutma, hamileliğin bitimiyle
sınırlı olsa gerektir. Çünkü dört mezhebin ittifakıyla iddet hamileliğin bitmesiyle
sona erer ve kadın artık evlenebilir. Buna göre böyle bir durumda yas tutma iddet
süresiyle sınırlıdır; yani kısa sürse bile hamileliğin sona ermesine kadardır. Bunun
tersi olur da hamileliğin bitmesi dört ay on günden sonra gerçekleşirse, bu durum
-
da da yas tutmanın kendi süresi olan dört ay on gün yas tutulur. Yas tutma doğuma
kadar devam etmez.
5.
 Örf, naslara ters düştüğünde uygulanmak için bir delil olmaktan çıkar ve
ona itibar edilmez. Günümüzde tartışma ve çekişmeler sonucunda aile birliği da
-
ğılınca, kadın iddetini kocasının evinde değil de ailesinin yanında geçirmektedir.


Kadının ailesi de onun, tartıştığı kocanın evinde kalmasını hoş görmemekte, buna
engel olmakta ve kadını boşanmadan hemen sonra kendi yanlarına almaktadırlar.
Bu, bugün örf halini almıştır. Ne kocanın ne de kadının ailesinin, kadını iddet
süresince iddet evinden çıkarma yetkileri yoktur. Kadın da çıkmamalıdır. İddeti
boyunca kadının evlilik evinde ikameti, bir kulluk vazifesidir.
6.
 İddet bekleyen kadının evinden dışarı çıkmaması da iddetin sonuçlarından
biridir. Yalnızca zaruret durumunda çıkabileceği kabul edilmiş; gündüz veya gece
çıkması mezhepler arasındaki birtakım ayrıntı sayılabilecek ihtilaflarla birlikte ya
-
saklanmıştır. Günümüz toplumsal şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda ise
iddet boyunca kadının evde kalmasının, ona sıkıntı doğurabileceğini görürüz. Bu
yüzden Mâlikî ve Hanbelîlerin bu konudaki yaklaşımı günümüzde kadın açısın
-
dan daha uygun görünmektedir. Dolayısıyla iddet bekleyen kadın, evi tamamen
terk etmemek şartıyla, sadece zaruret durumunda değil, normal şartlarda da gün
-
düzün evden dışarı çıkabilir.
7.
İddet vecibesi göstermektedir ki boşanma oldu-bittiyle meydana gelen an
-
lık bir olay değildir. Aile çok önemli toplumsal bir birimdir. Onun ortadan kalk
-
ması, toplumu olumsuz yönde etkileyeceğinden, ailenin dağılması basit ve kolay
değildir ve olmamalıdır. İşte iddet sayesinde ailenin önemi daha fazla öne çıkmak
-
ta ve boşanma, ancak iddet süresinin bitmesiyle gerçekleşen uzun süreli bir vakıa
olmaktadır.
Kaynakça
Abdulhamit, Muhammed Muhyiddin,
Ahvâluş-Şahsiyye fiş-Şerîatil-İslâmiyye
, (Darul-Ki
-
أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ،